• GİRİŞ
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor.

GİRİŞ

leading

leading

önde gelen, esas, başı çeken


Some of the world’s leading politicians will be meeting in Geneva to discuss disarmament. (Dünyanın önde gelen politikacılarından bazıları, silahsızlanma konusunu görüşmek üzere Cenevre’de toplanacak.)

Most of the fibre is from cereal sources which are particularly recommended for their health value by some leading medical researchers. (Liflerin büyük bölümü, önde gelen bazı tıp araştırmacıları tarafından sağlık değerleri için özellikle önerilen tahıl kaynaklarından gelmektedir.)


lead (fiil), leader (isim)


main, chief, major, prime, important, significant, principal, foremost, key, supreme, paramount, dominant, superior, essential


subordinate, secondary, unimportant, insignificant, trivial


, , , ,
YDS Academy Yabancı Dil Okulları | Tüm hakları saklıdır. ©